EAB-Hoşgeldiniz-EAB

22 Şubat 2010 Pazartesi

Çocukça Aşk

Bir çocuğun aşkıydı onun ki...

Şekeri alınınca hevesi kırıldı...
Nostaljik bir anıydı sevgili gözünde...
İskele karşısında macun satan amcalar geldi...
Hevesle istedi annesinden…
Leblebi tozu diler gibi...
Peri tozları büyüledi göz kapaklarını...
Geceleri kukuletalı amcayı bekledi uyumak için...
Aşk onun için bir masaldı ve çocukça bitti...

EAB(Alef)

20 Şubat 2010 Cumartesi

Bende Senin Gibiyim Ey İnsan!

Bende senin gibiyim ey insan
Sadece iki ayağım üzerinde dengede duramıyorum
Rüzgarlar efendimse
Yere secde ediyorum
Dur durak bilmez çarpıntılarım
Ritimsiz kalbimin esiri oluyorum

Sarkıtlar ve dikitler arasında kaybolmuşum
Labirent gibi gelmiş avcumun içi
Kendi ruhumda toz duman

Artık sözlerimin sonu hep ünlem,
Haykırışlarım bir pandomim.
Kesilmiş kulaklarım görmez gözlerim.
Esir halkın masum temsilcisi rolünde
Kahraman olup ölmek peşindeyim.

Her kazancın yolunda olduğu gibi bir pişmanlık
Ölüm yolunda da giden hayata üzgünüm
Çare yoksa ölmüşe olmuşa
Bu hayatta en biçareyim


Sonraları!!!

Bende senin gibiyim ey insan
Ayıbımdır artık darbelerin hükmü geçmesi vücudumda
Ve sebebidir kayboluşlarımın cahilliğim

Bende senin gibiyim ey insan
Dua edemeyişim utandığımdan
Ellerim yakarışta
Gözüm oynaşta

Bende senin gibiyim ey inan
Sadece iki ayağım üstünde dengede duramıyorum
Oda ağır hasarlardan

EAB(Alef)

İSTANBUL

Farklı dillerin aynı anlama gelen kelimeleriydi İstanbul,
Bir diğerini ötekine anlatmak için.
Yalnız kalmış bir tiryaki gibi dolaşmaktı Nevizade çıkışlarında
Asortik olsan da sarhoş olunca kedi önünde ceketini iliklediğini göstermek için.
Üstadın Sisine inat günün doğuşunu izlemekti

Taşı toprağı altın diyeretkten
Kaldırım taşı söküp polis avlamaktı.
Boğaza bakan bir yamaca park etmek arabanı
Sevişmekti sabaha kadar sevmesen de bir kadınla
Sonra bırakmaktı kağıt gemilerle günahları.

İstanbul farklı olmaktı o kadar benzerinin arasında
Beyler beyi motorunu Venedik gondoluna tercih etmekti
Boğulma korkusunun tadına varmak endişesiyle

Toplumcu olmaktı köküne kadar her şiirinde
Ama görünce Alibey’i anlamaktı kifayetsizliği
Sonra taşımaktı sanat kaygısını
Yaşamaktı Pera’yı…

Bir İstanbulluyu sevmek gerekmezdi Aşık olmak için
Ya da burada camiiye girmek için Müslüman olmak şartı yoktu…


EAB(Alef)

13 Şubat 2010 Cumartesi

Yazmak Zor Değil


Para kazanamadığınızda kimsenin gülünç olduğunuzu düşünmediği tek iş yazmaktır...


Jules RENARD

Yazmak için duygu gereklidir...
Yazıların mimarı bir insan değildir kağıt ve kalemin onun malzemesi olmadığı gibi.Yazmak için taslaklar ve bazen birikimlerde yetmez.Bazen düşünmekte yeterli olmayabilir.
Duygu seli der kimileri.Bir volkanın patlaması gibi.Coşar ya masum kalp.Önce ruhu sonra beyni ve bedeni hapseder.O zaman istemesenizde elinize bir kalem tutuşturulur.Nerden geldiğini bilmediğiniz bir kağıt önünüze düşer.İşte ozaman yazmanız gerekir.Çünkü o anda bedenen sıfırsınızdır.Yaptıklarınızı ve yapacaklarını çekilmiştir terazilerin uçlarından.Günahlar ve sevaplar terketmiştir sizi.İlk günkü gibi beyaz ve temizsinizdir.
O anda özlersiniz geçmişi.Anlarsınız karşılamanız gereken beklentileri.Sevmeniz gereken insanları birden seversiniz.Hatta o kadar abartılır ki sevmemeniz gerekenleri de seversiniz.

Yazmak için susmak gereklidir...
Yazarken ihtiyacınız olan tartışmak,bilgi paylaşımı yapmak değildir.Onlar bir masada duran kalemlikler olabilir.Oysa kağıda yazan kalemlerin ta kendisidir.Mesele o kalemler ulaşmaktır.
İçinize attığınız dertlerdir yazdıklarınız.Eğer içiniz bir yayla kadar geniş ve açıksa ozaman yazamazsınız.Çünkü yazmak onların bilemediklerini,duyamadıklarını,yaşayamadıklarını onları,kağıdın içine atarak yaşatmaktır.
Oysa konuştuğunuzda herşey duyulmuştur ve inanın siz rahatlamışsınızdır.Ahmet Haşim gecelerin prensi...O melankolik bir yazardı.Yok olmuş gerçeklerini içinde büyütürek hep gömdü.O gömdüklerini gün geldi şiirleriyle,gün geldi hikayesiyle bize bıraktı.Hiç düşündük mü?Acaba Ahmet Haşim bize neleri anlatmadı.
O kendisini içine kapattığında neleri anlatmak istedi ama başaramadı.Ahmet Haşim neden yazdı.Peki Ahmet Haşim neden Ahmet Haşim!?
Tek ve net bir cevap var...O sustu.Kalemleri konuştu.

Yazmak için yaşamalıdır,görmelidir...Hayaller beslemelidir...
Her yazar yazdıklarına bir “ben” eklemelidir.Eğer bir yazıda yazar yoksa okuyucu kendisini unutulmuş hisseder.Çünkü yazarlar okuyucunun kendisi olmalıdır.Yazar yoksa okuyucu hiçe sayılmıştır.
Thomas Bernhard...O hastane hayatının kralıydı.Kralı olmasa bile saray ahalisinin önde gelenlerinden.Neden peki?Neden o?Yaşadı.Yaşarken kendisinin yaşadığını hissetti.Hastanelerde geçen hayatını boşa savurmadı belki hastalığı sevdi.Yazmayı ona bir tutku haline getiren hastaneler onun ibadethanesi olmuştu.Edebiyat bir dindi çünkü.O ise bu dinin din adamlarından bir tanesi.
Horace McCOY.Atlarıda vururlar isimli bir şaheserin sahibi.Bilmeyenimiz yoktur o kitabı.Filimleri çekildi,gazetelerde eleştirileri hep olumluydu.Kitapta sattı hani.
Oscar’ı ise filmi topladı.
Neden?O orda Amerika’yı yaşadığı gibi anlattı.Kendiside ordaydı,sevdiği kadında,insanlarıda.

Edebiyat bir dindir...Yazmak ibadet etmek...Yazarlık ise bu işi başaranların yaptığı din adamlığıdır...İbadet yerlerimiz kütüphaneler,yayın evleridir...Kitaplığımızsa bizim seccademizdir...(EAB)

Tarihçi kaydeder ama romancı yaratır...
E.M Foster


EAB(Alef)

8 Şubat 2010 Pazartesi

Yıllara Vefa

Edebiyat sadece aşk şiiri değilmiş...

Güzel geçti bir şubat günü daha
Gülüp eğlenirken unuttuk üzüleceklerimizi
Kinlerimiz bir an olsun çarmıha gerildi
Birbirimizin suratına bakıp çocuk çocuk güldük bugün

Usul usul mahallenin sokaklarını adımladık
Önümüzden geçenlere bilmiyormuş gibi bakıp bu ne dedik
Karşıdan karşıya geçerken dost önce sola bak deyip
Onun için endişelendik
İlk kez kimsesiz kalma korkusunu değil de
Birimiz olmadan kalma korkusunu yaşadık

12 sene olmuş dile kolay
Üzülmüşüz,küsmüşüz ama hep unutmuşuz
Şimdi hatırladık onları,olanları…

Öğrendik hayat lüks kafelerde
Kaliteli içeceklerde bitmiyormuş
Sokakta belki bir bankın üstünde
Belki o’nun kapısının önünde
Hatta dün gece olduğu gibi
Bir oralet içinde eğlenceli oluyormuş

Parasızlıktan zevk alıp dalga geçmeyi onlarla öğrenmiştim, hatırladım
Bir kutu kolayı paylaşmayı,
Kimi zaman ise tonla paramız olmasına rağmen
Hepsini bir arkadaşımızın ufak bir hayali için harcamayı…
Onlarla emek harcamayı onlarla vaki geçirmeyi özlemişim…

Selam olsun dostlar…Eyüp,Çağrı,Yusuf,Tugay,Fuat,Y.Emre

EAB(Alef)

4 Şubat 2010 Perşembe

Bir Yalnızın Minik Günlüğü

Yalnızın Minik Günlüğü

Her bırakış esarete doğru bir adımdır
Daralan çevrende her insan giderken bir parmaklık eklemektedir hayata
Yalnızlığa çakılmış olan kazıklar etrafında arttıkça
Anlarsın tanıdığın her insan ayrı bir özgürlüktür

Korkmaya başladığın an tek kalmaktan
Hareketsizleşmeye başlarsın
Bir çivi gibi saplanırsın hayata
Eğilir,bükülürsün ama kımıldayamazsın

Dayanılmaz acılarla karşılaşırsın
Bir yokluğun esaretinde
Şirin bir tebessüme muhtaç yaşarsın
Görebildiğin masum yüzlere geçmişi sorarsın

Ziyarete gelenler olur
Ama sen alışmışsındır kırmaya
Gelen giderse bir daha dönmez geri
Pişmanlıksa çok sonra çıkan bir hastalık gibi sarar vücudu
Yıllar sonra

İdama muhtaçsındır
Çekilmezdir hava ciğerlere
Zehirli gazlar gibi acı ama
Öldürmez inatla bağlar hayata

Yalnız kalmak gidenlerin suçu değildir unutma
Kalanların hataları olmasa
Tek kişiye ait olur muydu hayat...



Çokta umrumda...
Çokta umurlarında...



Ben giderken arkamdan su dökenler o su yerden nasıl buharlaştıysa bende öyle buharlaştım.
Hoşçakalın...
Belki bir gün yağmur olur yağarım...
EAB(Alef)

1 Şubat 2010 Pazartesi

Zindan Ve Ölüm

Son zamanlar,hiç akmaz oldu

Geceler sonu olmayan zindan
Ruhlar ise şafak vaktini bekleyen mahkumdu
Ellerimde kelepçeler
Ayak ucumda gözlerimden kara gülleler

Sözlerin bu tellerin arasından ulaşmıyor artık bana
Kablolar tenine duyduğum hasreti gidermiyor
Sonu gelmiyor sensiz uyuduğum gecelerin
Ve yorganlar sarılmıyor bana kolların gibi
Artık rüzgarda ne nefesin gibi ne dokunuşun
Bulutlar sen gibi ağlamıyor ben kaçıp gittiğimde
Tanrı bile senin kadar şevkat göstermiyor bana

Son sözlerim istendiğinde adını kekeleyemiyorum
Dilim damağım kurumuş bir su istiyorum
Hayat bu ya işte daha acımasız
Yudumlarım boğazımdan yere damlıyor
Giyotin mi beni öldüren sessizlik mi bilmiyorum ama
Kalbim hala aynı kanıyorum…

Sonsuzluk ebedi kucağını açmış bana
Zafer sonu cariye elde etmiş kral gibi
Pis pis sırıtıyor ve soyuyor bedenimi ruhumdan
Tertemiz gördüğüm düşler altından tonlarca is akıyor
Ateşe karışıyor yol üstünde katılaşan yalanlarım,hayallerim ve bedenim
Tuzlanmış alev gibi cehennemim
Ruhum bir ekmek hamuru gibi pişiyor içerde
Her kopan parçam başka bir yerde büyüyor ve yanıyor…

Ölümde farklı değil
Sen olmayınca çekilmiyor

EAB